KUTLUK VEREN BILGI VE 26 AGUSTOS'A GIDEN YOL
H. B. Paksoy
[Ohio State Universitesinde, Turk Ogenci Birligince duzenlenen
26-30 Agustos 1922'yi anma toplantisina 26 Agustos 2000 de
sunulmustur]
Icinde yasadiklari olaylari gelecek kusaklara aktarmak istegi ile
ilk kayit altina almaya baslayanlar, ugraslarina "soru sormak"
tanimini verdiler. Bir yerde, kendi yaptiklari yanlislari ve
sonuclarini cocuklarina anlatmak, gelecekte yasayacaklarin bu
yanlislara yeniden girmelerini onlemek istediler. Kisa sure
sonra, bu soru sorma yontemi "dogru'yu aramak" istegi ve o
yondeki duzenleme dusunceleri ile birlesti. Gunumuzden en az
ikibin besyuz ile dort bin yil once yer alan bu gelismeler,
gunumuz olaylarini oncelikle etkilemeyi surdurmektedir.
Onbirinci yuzyilda yasayan dusunce isvereni Balasagunlu Yusuf,
Kutadgu Bilig baslikli kitabinda Turkler icin olum-kalim
niteligindeki onemli konulara parmak basar. Dunyada bilinen ilk
"tug baglama sav" larindan biri olan Kutadgu Bilig kitabi, "soru
sormak" yaninda, "dogru'yu aramak" yonunde de cok onemli adimlar
atar. Balasagunlu'nun dil'e getirdigi "kut" sozu, yalniz sevinc
paylasma kapsaminda kullanilmamistir. Bir toplum'un yasamini
surdurebilmesi icin ne tur adimlar atmasi gerektigini konumuna
yerlestirir. Toplumlar surekli olarak uluslararasi yarisma
icindedirler. Bu yarisma'nin tek kurali vardir: toplum olarak
bagimsiz ve varlikli yasam'i surdurebilmek. Yasam'i
surdurebilmek de, buyuk olcude bilgi birikimini gerektirir; uygun
sorularin sorulmasi, dogru'yu arama yontemlerini icerir.
Bir toplum'un, ve dunyanin iyiligini ongoren dusunce isverenleri,
olaylari ve sonuclarini yalniz kayit etmek ile kalmazlar.
Olaylari karsilastirmak ve sonuclari uzerinde yeni gorusleri de
en genis duzeyde toplum'a ve dunyaya dagitmak da sorumluluklari
icindedir. Dusunce isverenlerinin bagimsiz olarak kollarini
sivadiklarini ve dusuncelerini ortaya koyduklarini unutmadan, 26
Agustos'a giden yol'un ardindaki olay, dusunce, ve girisimleri
kisaca ozetleyelim.
Bir olay ve girisim, ardinda bir dusunce olmadan yer alamaz.
Kisiler ve toplumlar, belirli bir sonuca ulasmak icin atilim'a
gecerler. Olay ya da girisimlere baslayanlar'in, kendilerini
iten dusuncelerin kokenlerini, o dusuncelerin neden ve nasil
uretildiklerini bilip-bilmediklerinin onemi aciktir. Bir
dusuncenin kokenini ve ortaya atilis amaclarini anlamadan o
dusuncenin ardina dusenler, dusunce'yi yaratanlarin almak
istedikleri sonuclara koru-korune yordam vereceklerdir. Bu
arada, baskalarinin dusuncelerini denetlemeden benimseyenler, oz
cikarlarini da sakatlanmis olabilirler.
Bilinen yazili kaynaklara gore, dunyanin ilk yonetim duzeni "Tek
Kisilik Yonetim"dir. Yonetimi ele geciren bu kisinin
dudaklarinin arasindan cikacak her turlu soz, bu kisi'ye bagli
toplum ya da toplumlari toptan basegmeye iten yasalara donusur.
Yasalari kurumlastirilmis inanclar (Musevilik, Hristiyanlik,
Islam, vb) ortaya ciktiktan, bu inanclar "kutsal el kitaplari"
(Incil, Kuran, vb) icinde dondurulduktan sonra, kurumlastirilmis
inanclarin onderleri ile Tek Kisilik yonetim'i elinde tutanlar
arasinda cok genis kapsamli bir yaris basladi. Kiran-kirana
suren bu yaris, gunumuzde bile kesin bir sonuca baglanmis
degildir. En son ornekleri, dunyanin cevresinde yer alan degisik
ulkelerindeki "yonetim duzeni" uygulamalari icinde izlenebilir.
Diger butun bilinen yonetim duzenleri, Kurumlastirilmis Inanclar
ve Tek Kisilik Yonetim arasinda kalan genis alan icinde
gozlenebilir. Dolayisi ile: Anayasal Tek Kisilik Yonetimi,
Cogulcu Yonetim, Gudumlu Bagimli her tur yonetim, Alis-Veris'e
dayali turlu yonetimler bu yukarida belirlenen iki uc dusunce ve
uygulama arasinda kalir. Bu orta kusakta kalan yonetim
duzenleri, iclerindeki toplumlarin nitelik ve egitim duzenleri
uyarinca basari ya da basarisizliga ugrarlar. Ornegin: Cogulcu
Yonetim duzeni, basarili olabilmek icin yuksek oranda bagimsiz
bilgili yonetici, yasa koyuculari ve bagimsiz dusunce
isverenlerinin yogun calismasini gerektirir. Bir "yasa koyucu
kurumun" bir toplum icinde var olmasi, o yasa koyucu kurumun ne
bagimsiz oldugunu ne de yasalligini gosterir. Ancak toplumun
cogunlugu bagimsiz egitimli ise, yasa koyucu kurumun uygulamalari
da toplumu ve toplumun cikarlarini yansitacaktir.
Alis-veris'e dayali yonetimler ise, oncelikle kapali olmak
niteligini tasirlar. Ancak yonetim'i ellerinde tutan kisilerin
cocuklari, bu yonetim'e katilmak uzere, ve ozel egitimden
gecirilerek isbasina gelirler. Toplum'un diger kesimlerinden bu
yonetici bolumune gecis genellikle olanak disidir.
Bir toplum'un egitim duzeni degisik nedenlerle dusebilir. Savas
sirasinda cok kisi olmus ya da oldurulmustur; okullar kapatilmis,
ogretmenler surulmus olabilir. Daha da kotusu, "ogrenim ve
ogretim duzeni" adi altinda yururlukte olan egitim tam anlami ile
bagimsizligini yitirmis, gudumlu duruma dusmus olabilir. Bilgi
yerine, okullarda "yari-bilgi, yari-saplantilar" ogrencilerin
kafalarina doldurulabilir.
Egitim duzeni dusen toplumlar, er-gec iki uc yonetim duzeyinden
birine geri duseceklerdir: ya Tek Kisilik yonetim, ya da
Kurumsallastirilmis Inanc ile yonetileceklerdir. Her iki yonetim
duzeni de tam tekelcidir, diger turlere yasam ortami vermez.
Julius Caesar (olumu M.O. 44) Roma'yi (belirli ilkel
cogulculuktan) Tek Kisilik yonetim'e cevirdi. Bunu, Roma'nin bir
yasa koyucu kurumu olmasina karsilik gerceklestirebildi. Roma
yonetimi altina Roma alaylarinin gucu ile alinmis olan butun
toplumlar, gunu geldiginde en guclu Roma alaylarini yenmesini
ogrendiler. Her toplum bagimsizlik kazandikca, Roma oncesi oz
inanclarina donmeye de basladi.
Roma diger toplumlari yonetimi altina aldikca, bu yeni
toplumlarin dusunce ve inanclari da Roma'yi kokten etkilemeye
basladi. Ozet olarak bu inanclar: Misir'dan Isis; kuzey
Hindistan ve guney Irandan Mithraism ve Zoroastrianism; bati
asya'dan Cybele; Filistin'den gelen "Yeni Duzenlemis Musevilik."
(Ek olarak, Avrupa icinde cok sayida yerel kucuk saplanti
inanclari da vardi). Romalilarin kendilerine sectikleri cok
tanrili inanclar ile bu yeni gelen inanclar kiyasiya yarismaya
girdiler. Ek olarak, Roma ust duzey yoneticileri kendilerine
yonetimde "dogru'yu aramak" yontemleri de secmisler idi. Bu
dogru'yu aramak yontemleri de, genel olarak, Atinali dusunce
isverenlerinin Roma uzerindeki etkisinin gostergesi idi.
Butun bu dengesiz ve egitimsiz Roma ici kargasaligina, Roma'ya
karsi disarindan gelen Alman (Goth) ve Hun alaylari var gucleri
ile de katilinca, Roma yonetim toplumu ortadan kalkti. Yeni
Duzenlenmis Musevilik bu arada yon ve kapsam eklenmeleri ile
Hristiyanlik oldu; Roma'nin Tek Kisilik yonetimi yerine, oz
Kurumlasmis Inanc duzenini genis oranda Avrupa'ya yerlestirmeye
basladi.
M.S. 800 yilinda, Charlemagne'in Papa ile yaptigi soylenen
anlasma sonucunda, "Kutsal Roma" kurulmus oldu. Bu anlasma
uyarinca, Kutsal Roma Tek Kisilik yonetici duzenine girdi.
Kutsal Roma Tek Yoneticisi, Papayi kilici ve ordulari ile
koruyacakti. Buna karsilik, Papa da, Kutsal Roma Tek
Yoneticisinin "Tanrinin Buyrugu ile Tek Yonetici oldugunu"
yardimcilari yolu ile butun toplumlara duyuracak, bu gorusun
yerlesmesine yordam verecek idi. Bu anlasmadan sonra,
Kurumlasmis Inanc duzeni Avrupanin en onde gelen yonetim duzeni
olmayi en az bin yil surdurdu.
Bu Tek Kisilik yonetim duzen'in yonetim'i elinde tutmasi, diger
ve ters dusuncelerin uretilmedigi anlamina gelmiyordu. Onbesinci
yuzyildan baslayarak, Avrupanin belirli dusunce agirlikli
konumlarinda, Inanc ile Dusuce yontemlerinin birbirleri ile
bagimli olmadigini belirten kisiler goruslerini ortaya koymaya
basladilar. Bu gelismelere goe, Inanc ve Yonetim toplumlarin
secenegine de kalabiliyordu. Bu dusunceler toplumlar icinde kok
salmaya baslar iken, obur yandan da toplumlar inanclari disinda
kisilikleri de oldugunu da yeniden anlamaya basladilar.
Genellikle, kisisel cikarlarin toplami olarak gorulen toplumsal
cikarlarin oncelikle gozetlenmesinin onemli bir gostergesi olan
Amerikan Devrimi de bu dusuncelerin olgunlasmasi sonucunda 1776
da yer aldi. Ozellikle toplumu icinde dusunceleri kavrayarak
uygulamaya koyabilen dusunce isverenlerinin varligi bu devrim'in
gerceklesmesine onayak oldu. Ardindan, 1798 da gelen Fransiz
devrimi, Avrupali dusunce isverenlerinin de bu yonde dusunce
birligine vardiklarini gosterdi. Kaldi ki, bugun bilindigi gibi,
1789 Fransiz devrimi, 1776 Amerikan devriminden buyuk olcude
etkilenmis idi. Amerikan devriminin gerceklesmesine katilan en
onemli kisiler sonra Fransa'da da gorev yapmislardi.
Osmanli devleti icinde Yeniden Duzenleme'nin (Tanzimat,
1839-1876) yer almasi bu cerceve icinde en acik duzende
gorulebilir.
Osmanli devleti Yeniden Duzenleme surecine, Tek Kisilik Yonetim
ve Kurumlasmis Inanc duzeni karmasi bir anlayis ile gelmis idi.
Ancak, Avrupa'li dusunce isverenlerince gelistirilen turde
uygulamalar yuzyillar once Asya'da tug baglayan diger Turk
toplumlari icinde yer almis olmasina karsilik, Osmalilar arasinda
fazla bir sessizlik var idi. Koci Bey Risalesi bile goz ardi
edilmis idi. Enderun'da kullanildigi var sayilan Kutadgu Bilig
ile olan baglar da koparilmaktaydi. Kurumlasmis Inanc duzeni
herseyin uzerinde tutulur olmustu. Bunun nedeni olarak ta,
egitim duzeninin, ve buna bagli olarak da, Enderun'un egitiminin
gunun kosullarina uyacak egitimi ongormemesi idi.
Avrupa icinde ise, kisilerin ve toplumlarin cikarlarini da
koruyacak yonetim duzeni uretme calismalari, ortaya eskiden de
bilinen ancak yeniden ivedilik kazanan bir tutumu belirliyordu:
"Nasil Yonetilecek; Giderlerini Kim Odeyecek?
Soru'yu bu duzende sormanin oneminin acik oldugu da ilk bakista
goz'e carpar: yonetim'in adi ya da uygulamasi ilk adimda cok
onemli degildir. Onemli olan, yonetimin giderlerini kimin ve ne
yolda odeyecegidir. Eger bu odeme cok asiri duzey'e varacak
olursa, yonetim duzeyinde yeni gorusler getirmek olagandir.
Gunumuzde Avrupa toplumlarinin en az yarisinin adlarinda "Tek
Kisilik yonetim" deyimi olmasina karsilik, cogunlugunun
toplumlari "odeme" turlerini ve duzeylerini yeniden elden gecirme
yetenegindedirler.
Fransiz Devrimi sonrasi, Avrupa icinde yeni bir yaris basladi.
Avrupa'nin ileri gelen Toplumlari Avrupa'yi gene Roma sureci
altinda oldugu gibi bir yonetim altinda birlestirmeyi
ongoruyorlardi. Bu toplumlarin her biri, digerlerini yonetimi
altina almak, "Yeni Roma" olmak isteginde idi. Fransa cogulculuk
denemesi yaparken digerleri "Tek Kisilik" yonetim duzeni icinde
idiler. Bu da, Fransiz Devrimi sonrasi yer alan Cogulculuk ve
Tek Kisilik yonetim arasindaki yarisin birinci bolumu idi.
Yarismanin uzantisi ise, aliveris konumunda yer aliyordu. Eger
bir toplum digerlerini yonetim'ine alacak ise, bu ancak ordu gucu
ile olacakti. Ordu ise, cok gider gerektiriyordu. Bu giderler
de toplum olarak cok satip, az almak ile gerceklesebilirdi ki,
alim varligi ancak bu yonde arttirilabilirdi.
Ne var ki, yarisma geregi Avrupa icinde bu tur birikim yapmak
guclesmisti; butun Avrupali toplumlar bu sonuca varmak icin
ellerinden geleni ardlarina koymuyorlardi. Ustelik, kendi
aralarinda ikili, uclu anlasma ve ortakliklara da girerek bir guc
dengesi olusturmayi basarmislardi. Bu guc dengesi o kertede ince
idi ki, eger bir anlasma birligi digerine saldiracak olursa,
diger anlasma birligi kendini yeterince koruyabilecekti.
Bu yuzden, yarisma dunyanin diger bolgelerine de kaymaya basladi.
Isa'nin dogumundan cok once Roma toplumu ile Cin arasinda buyuk
oranda alis-veris yapiliyordu. Ancak, odemeler dengesi,
kesinlikle Cin'in yararina idi. Romali soylu hanimlar Cin'den
satin alinan ipeklileri giyiyorlar, Roma da karsiligini som gumus
olarak Cin'e gonderiyordu. Bu da, Roma'nin gelirlerinin tam
anlami ile Cin'e sorgusuz olarak aktarilmasi idi. Bu odemeler
dengesi aktarmasi, Roma'nin cokmesini buyuk olcude etkilemisti.
Bu olaylari unutmayan Avrupali toplumlar onyedinci yuzyildan
baslayarak "uretim devrimi" surecine de girmis olduklarindan,
urettiklerini Asya ve Afrika'da satip birikim elde etmek cozumune
giristiler. Gene yarismanin dogal kurallarinca, bir toplum bu
cozum'e giristiginde, diger toplumlar da kendi cikarlarini
kollamaya basladilar. Kipling'in taktigi ad ile, Asya'daki Buyuk
Oyun boylece 1828 Turkmencay anlasmasi sonucu butun agirligi ile
basladi. "Oyuncular" Ingiltere, Rusya ve Almanya idi. Daha
once, onaltinci yuzyildan baslayarak, Portekiz, Ispanya,
Hollanda, Fransa bu oyunun ilk basamaklarini deniz yolu ile
acmislardi. Ama, Turkmencay sonrasi, oyunun kurallari ve kapsami
da degismisti. Amac simdi yalniz gelir birikimi de degildi. Bu
birikimi diger toplumlarin elinden almak ve diger toplumlari
kucuk tutmak da vardi. Boylelikle Avrupali toplumlar Asya ve
Afrika'da somurgeler kurmaya da giristiler.
Osmanli devleti ise, bu toplumlarin, ozellikle Fransa, Ingiltere,
Almanya ve Rusya arasindaki (tam anlami ile) yarismalari arasinda
kaliyordu. Hem Avrupa, hem de Asya'daki topraklari dolayisi ile,
Avrupali yarismacilarin her atilimi Osmanlilari da bu islere
karistiriyordu. Avrupali her bir yarismaci, Osmanlilardan
gelecek her turlu cikar'i yalniz kendi toplumlari yararina
yonlendirme cabasinda idiler. Bu yuzden, Osmanlilarin
dagilmasini istemiyorlardi. Eger Osmanli toplumu dagilacak
olursa, bir bolum Avrupali toplum digerleriden daha secme
bolgeleri eline gecirecek, digerlerinden daha cok gelir elde
edebilecekti.
Osmanli toplumu kendine ozgu yonetim yontemleri de uyguluyordu.
Bu yontemler, yerine gore, Avrupali yarismacilarin gelirlerini
kisitlayabiliyordu. Bu yuzden, Avrupali yarismacilar Osmanli
toplumunun Avrupa kurumlarini benimsemesini ongorduler.
Boylelikle, kurumlasmalar arasinda uyum saglandiginda, Osmanli
Toplumu Avrupa uretim cevrelerinden daha cok alimlarda da
bulunmak isteyecekti.
Avrupa kurumlarinin Osmanli toplumuna aktarilabilmesi de, Osmanli
egitim duzeninin belirli bir yere kadar Avrupa duzeyine
getirilmesi gerekli idi. Is'e Osmanli ordusu ile baslandi.
Turlu okullar kurulmasi saglanarak, Osmanli subaylarinin Avrupa
yontemlerini ogrenmeleri ongoruldu. Ne var ki, bilim bir
butundur. Diger orneklerinde de gorulebilecegi gibi, bilim
akmaya baslayinca, durdurulmasi guc olur.
Osmanli ordusu bunyesinde kurulan saglik, topcu, gemi ve savunma
gorev ve kurulus ogrenimi okullarindaki ogrenciler kendilerine
okutulanlarin disinda gorusler ve bilimlerle de tanistilar,
ilgilenmeye basladilar. Avrupalilarin kullandigi turden Kutluk
Veren Bilgi de bunlarin basinda geliyordu. Boylece,
alisageldikleri yonetim ve inanc turlerinden disindaki
uygulamalarin nitelikleri uzerinde gorus alis-verisine de
basladilar. Bu subaylarin bir bolumu, "cagdas" olarak gordukleri
bu uygulamalari Osmanli toplumuna da en iyi dusuncelerle aktarmak
istiyorlardi. Osmanli toplumu, atalarindan gelen, atalarinin
yarattigi yazili ve sozlu oz "Kutluk Veren Bilgi" turunu, degisik
etkilerin altinda kalarak, unutmuslardi.
Ordu bunyesindeki okullarda okuyanlarin bir bolumu, Osmanli
duzenini degistirerek, Avrupa tur'u duzen'e gecmeyi
ongoruyorlardi. Bunun icin gizli orgutler de kurmaya
baslamislardi. Bu subaylar arasinda ordudan ayrilarak (ya da, bu
yondeki girisimleri nedeni ile ayirtilarak) bir yurttas
niteliginde calismaya koyulanlar oldu. Anca, bu noktada buyuk
birkac sorun ortaya cikti. Avrupa duzenleri genellikle tek bir
soy'dan gelen bir toplumun yararina gorev yapmak icin
olusturulmustu. Ornegin, Fransiz devrimi (soy koken'i olarak
Alman Frank'lardan gelen), Fransizlari daha cok Fransiz yapmisti.
Almanlar, ucyuz'u bulan kucuk Alman sehir toplumunu "tamga
vergilerini birlestirmek," baska bir deyimle "ortak pazar kurmak"
yolu ile buyuk Alman toplum'una donusturmuslerdi. Ingilizler,
genel toplumlarinin bunyelerinde Iskoc, Irlanda ve Gal'liler
(Welsh-Cymru) olmalarina karsilik, butun bu bagimli ve gudumlu
topluluklari "Buyuk Britanya Kralligi" icin
calistirabiliyorlardi. Buna karsilik, Osmanli toplumu ise, cok
uluslu idi. Osmanli bunyesi icine kilic gucu ile (Roma toplumu
ornegi) yuzyillar once alinmis cok sayidaki kucuk topluluk (gene
Roma orneginde oldugu gibi) bagimsizlik aramakta idi. Dolayisi
ile, ortaya bir kimlik sorunu cikmisti. Ordu bunyesinden
ayrilanlarin karsilastiklari ilk buyuk sorun olan bu kimlik
sorusuna, iki yonde ve kumede cozum getirilmesi onerildi: 1)
Osmanli kimligi; 2) Turk kimligi.
Osmanli kimligi: inanc, soy, maya ve gorus ayirimi gozetmeden
Osmanli toplumu icinde yasamakta olan butun bireylerin esit
yurttas oldugunu savunuyordu. Turk kimligi ise, Osmanli
toplumunun kurulusununa onayak olan Turklerin kimligi uzerine
Avrupadan getirilecek yeni kurumlarin kurulmasini ongoruyordu.
Ancak, ortada onemli bir sorun daha vardi: yuzyillar boyunca cok
uluslu bir toplum durumuna gelen Osmanli, kurucularinin,
Turklerin kimligini buyuk olcude unutmustu. Bu kimligi ve Turk
mayasini islememis aritmamis, kayitlarda ve yonetimin ust
duzeylerinde gunluk yasam icinde tutmamisti. Boyle bir ortamda,
Avrupa topluluklarinca Osmanli'ya "Yeniden Duzenleme" baskisi
yapilmasi Avrupa icin cok daha kolaydi.
Ozellikle ondokuzuncu yuzyil icinde (bu akim, yirminci yuzyilda
da surdurulmustur), Rus ve Avrupa topluluklarinin yuksek ogretim
okul ve ozel kurulmus arastirma birimlerinde gorev yapan bilim
adamlari, Turklerin kokenleri uzerine yaptiklari calismalarin
sonuclarini yayinlamaya basladilar. Ek olarak, Osmanli icindeki
kisisel girisimli bireyler de (bu yayinlardan da etkilenerek)
kokenlerine duyduklari saygi ve sevgi sonucu bu konulara
egildiler. Turkluk arastirmalari filizlenmeye basladi. Rus
toplumundan kacarak Istanbul'a yerlesen, Orta Asya Turk kokenli
aydinlar da bu akimlara buyuk destek verdiler. Bu iliskiler en
az onaltinci yuzyildan baslayarak Kazan-Istanbul-Baku-Taskent
cercevesindeki bilim adamlarinca da surdurukmekte idi.
Bu uyanis sonucunda elde edilmeye baslanan bilgileri yaymak icin
Osmanli Turk toplumu bunyesinde degisik ocaklar ve dernekler
olusturuldu, kitaplar yayinlanmaya basladi. Bu yayinlar, daha
once Kazan ve Baku'dan Istanbul'a gelen kitaplar, dergiler,
gazeteler ve diger yayinlar dizisine eklendiler. Bu yondeki
ilgi, dogal olarak yonetim yontemlerini de kapsamina almakta idi.
Yurt disina cikarak yeni yonetim cozumleri arayanlar da, Osmanli
icindeki topluluklarla isbirligine giristiler.
Ittihat ve Terakki Cemiyeti, bu tarla'ya atilan tohumlardan
yesermeye basladi. Ozellikle, 1905-1908 arasinda dunya
cevresinde oldukca belirli bir bagimsizlik akimi gozlenir.
Kurulusunda gizli bir dernek olan Ittihat ve Terakki, 1909
sonrasi aciga cikarak Osmanli toplulugunun yonetimini kesin
olarak eline aldi. Ittihat ve Terakki'nin uyelerinin buyuk bir
bolumu, Osmanli ordusunda gorevli subaylar idi. Subay
olmayanlarin cogunlugu da Osmanli toplum yonetiminde gorev
yapmakta idiler. 1909 da Istanbul'da yer alan ikinci Irtica
hortlamasi sonucu, Ittihat ve Terakki'li subaylarin onayak olmasi
ile kurulan Hareket Ordusu yalniz Irtica'yi sondurmekle kalmadi,
Padisah'i da degistirdi. Bu olayi, "praetorian guard" adi ile
bilinen eski Roma Tek Yoneticisini koruma birliklerinin
girisimlerine (ve Arap Halifeler devrindeki, ozelllikle Memlukler
icindeki Hassa Alaylarinin uygulamalarina) esit tutabiliriz.
1914 oncesi, Avrupa icinde yeni bir patlamanin yer alacagi, butun
gozlemcilerce gorulebiliyordu. Bu yuzden, Ingiltere ve Rusya
toplumlari, 1905 ile 1908 arasinda cok gizli bir anlasma ile
Asya'da 1828 den beri surdurdukleri Buyuk Oyun'u durdurmakta
anlastilar. Her iki toplum da Almanlardan cekinmekte idi.
Onsekizinci yuzyilin sonlarindan beri gittikce guclenmekte olan
Alman toplulugu, her bakimdan kabina sigamayacak duruma gelmisti.
Ek olarak, Avrupa'nin diger toplumlari icinde de yonetimlere
karsi bir direnme goruluyordu.
Kark Marx'in, Engels katkisi ile yazdigi "komunist gundemi" de
Avrupa icinde ve disinda etki gostermeye baslamisti. Ingiltere
ve Rus topluluklari, bu yeni komunist akiminin nereye gidecegini
pek iyi kestiremiyorlar, bu akim'a yalnizca "oyun bozan" gozu ile
bakiyorlardi.
Ayrica, "oc almak" istegi, daha onceki savaslarda kaybedilen
topraklari geri alma dusuncesi de, yeni savaslara girme
olasiligini arttiriyordu. Japonlarin 1905 de Ruslari Asyanin
dogusunda yenmis olmalari, Asyada somurge olarak yasamakta olan
toplumlari da canlandirmisti. Avrupanin dogusunda Osmanli
toplumu, ozellikle 18ci yuzyildan beri durmadan toprak
kaybetmekte idi. Dogu Avrupa'da, Osmanli'dan koparilarak kurulan
yeni toplumlarin her birinin arkasinda diger bir Avrupa toplumu
vardi. Bulgarlar Rusya'ya dayaniyorlardi. Ingilizler olmadan
Yunanlilari dusunmek cok guc idi. Avusturya-Macaristan ise,
Osmanli gibi cok uluslu bir toplum oldugundan, ve bunyesindeki
toplumlar (Cek, Slovak, Slovene, Bohem, Rumen, vb) da bagimsizlik
istediklerinden, Alman toplumu olmadan Avusturya-Macaristan'in
dik durmasi kolay degildi.
Osmanli ordusu, Yeniceriden ondokuzuncu yuzyilda Nizam-i Cedid ve
Asakir'i Mansure-i Muhammediyye'ye; Kirim savasi sonrasi Fransiz
egitimine; Ittihat ve Terakki ile de Alman-Prusya egitim dusunce
ve duzenine gecti. Alman Genelkurmayi Osmanli ordusuna
gelecekteki savas icin cok onem veriyordu. Cunku, Alman
dusuncesine gore, Rusya'daki Almanlar Anadolu'ya goc ettirilerek
orada bir Alman uydu toplumu kurulacak idi. Ama bu, beklenen
savas bittikten sonra gerceklestirilecek idi. Once, Almanlarin
gelecek savas'i kazanmasi gerekli idi.
Birinci dunya savas'i daha baslamadan once, Alman genelkurmay'i
ayrintili girisimler baslatmis idi. En cok korktuklari,
Almanya'nin hen dogu ve hem de batida bir anda carpismalara
girmesi idi. Ordularini iki'ye bolecegi gibi, iki'ye bir, iki
ayri topluluk ile birden dogusmesi gerekecekti. Savas basladiktan
sonra, Alman genelkurmayinin korktugu basina geldi. Ingiltere ve
Rusya, bati ve dogudan Almanya'ya karsi dogus'e basladilar.
Alman genelkurmayi, karsilik olarak iki girisim hazirlamisti: 1)
Ruslara karsi Osmanli ordusunu dogusturmek; 2) Ingilizlerin en
degerli gordukleri yerlerde (Hindistan-Iran dogrusunda) Islam
ayaklanmasi cikartmak. Osmanlilar Ruslara karsi Kafkaslarda
carpismalara girecek olursa, Ruslar Alman'lara karsi carpisan
ordularina yedek, patlayici, vb gondermekte gucluk cekecekler, ya
da Almanlarla dogusen ordularinin bir bolumunu geri almak
durumunda kalacaklar, dolayisi ile, Almanlar soluk alabilecekti.
Ingilizler de, Hindistan-Iran dogrusunda Almanlarin cikaracagi
Islam ayaklanmasi sonucu, ordularinin bir bolumunu Avrupadan
cekip, Asya'ya gondermek durumunda kalacaklardi.
Alman genelkurmayinin birinci istegini yerine getirmesi guc
olmadi. Enver, Osmanli'nin Kafkaslarda Ruslara yuklenmesini
bizzat emretti. Bu sirada, Ingiliz akdeniz donanmasinca
kovalanmakta olan iki Alman zirhlisi bogazlardan gecerek
Istanbul'a demir atti. Uluslararasi anlasmalara gore, bu iki
Alman gemisinin 24 saat icinde limandan ayrilmasi gerekiyordu.
Alman buyukelcisi bu iki geminin Osmanlilara satildigini
duyurarak, uluslararasi gerekleri yerine getirdi. Ancak, bu iki
geminin komutasi Alman amiralinin elinde kalmisti. Amiral,
birkac Osmanli gemisini de yanin katarak, Kirim sahillerini
Osmanli bayragi altinda top'a tuttu. Artik, Osmanli Birinci
dunya savas'ina girmekten kacinamayacakti. Birinci dunya savasi
bitmeden once, 1917de Rus ordulari Erzincan'a kadar girmis, daha
ileri gitmek icin yiginak yapmakta idiler. Ruslari ancak 1917
Rus Ihtilali durduracak idi.
Osmanli ordusunu Ruslara karsi basari ile savas'a sokan Alman
genelkurmayinin Hindistan-Iran'da Islam ayaklanmasi cikarmak
atilimi Ingiliz gizli servislerine yenildi. Ingilizler, boyle
bir ayaklanmanin cikarilmasini degisik duzenlerle onlediler.
Ingiliz, Fransiz ve Italyan'lar, Almanlara karsi dogusmekte olan
Ruslara Karadenizden yardim yollamak istiyorlardi. Bunun icin,
donanmalarinin Canakkale ve Istanbul bogazlarindan gecmesi
gerekli idi. Osmanli birlikleri (Alman genelkurmayinin da
istedigi gibi) saldirgan donanmalari 1915 de Canakkalede
durdurdu.
Almanlar butun cabalarina karsilik, savasi kazanamiyorlardi.
Alman genelkurmayi, Lenin'i gizlice Rusya'ya sokmayi basardi.
Biliniyordu ki, Lenin Rus Carligini devirecek ayaklanmalari
baslatacakti. 1917 de Rus ordulari icindeki bireyler, ve pek cok
ordu birligi, Bolseviklerin yaydiklari dusunceler sonucu savastan
cekildiler. Carlik ordusu coktu. Alman genelkurmayi, bir
asamayi daha kazanmisti. Ancak, Amerikan birliklerinin Ingiltere
ve yandaslarina katilip savas'a girmesi denge'yi degistirdi.
Alman birlikleri puskurtuldu; Almanya yaninda, yandasi olan
Avusturya-Macaristan ve Osmanlilar da yenik dusmus sayildilar.
Birinci dunya savasinin sonucunda her biri oncelikle Tek Kisilik
Yonetim duzeninde olan dort topluluk dagildi. Almanya,
Avusturya-Macaristan, Rus carligi ve Osmanlilar. Ancak, bu
cokusler, yonetim duzeyindeki dalgalanmalarin daha baslangici
idi. Tek Kisilik Yonetim'in yerini ne tur bir duzen alacak idi?
Bu daha acikca belirlenmemisti. Ornegin, Birinci dunya
savasindan yenik donen Alman ordusu, kendilerine Spartakist adini
veren, Alman Marxist'lerince gelistirilen, Moskova'daki
Bolseviklerce desteklenen bir dusunce akimi ile karsilasti.
Moskova, Marx'in daha once ozledigi gibi Almanya'da bir ayaklanma
ve devrim olmasini istiyordu. Ama, Birinci dunya savasindan 1918
de yenik olarak donen Alman subay, asker ve birlikleri, on yil
once, 1909 da, Trakya'dan Istanbul'a yuruyen Hareket Ordusu gibi,
kendilerini yeniden duzenleyerek bu Spartakist akimini (ve kanli
olarak) bogdular.
Spartakistler, Almanyadaki Birinci dunya savasi oncesi yasanan
toplumsal sikintilara ve gucluklere karsi bir cozum arayanlarca
baslatilmis idi. Bu gucluk ve sikintilar, toplum'un yasam
duzey'i ile dogrudan iliskili idi. Avrupadaki "Uretim Devrimi"
sonucu, toplumlarin buyuk kesimlerinin yasamlari alt-ust olmustu.
Ingiltere basta olmak uzere, yonetimi ele almaya baslayan "Alis-
Veris Yonetim Duzeni" bireylerin toplum icinde durumlarini cok
guclestirmisti. Bireylerin toplumsal ilerlemeleri dondurulmustu.
Yeterince yiyecek, konut, soz ozgurlugu ozluyorlardi.
Ondokuzuncu yuzyil icinde gelisen bu sikintilarin bir patlamaya
yol acmamasi icin basbakan Bismark bir dizi toplumsal uygulamaya
girismis, toplumsal guvenlik icin yeni calisma yasalari ile,
cogulcu yonetim'e katilim birimlerinin kurulmasina onayak
olmustu. Ama, Bismark'in gorevden alinmasi sonucu, yasalar ilk
duzenlendigi gibi uygulanmiyordu.
Irlanda'lilar, Buyuk Britanya cercevesinde yasamakta idiler ise
de, bagimsizligi ve gudumsuz oz yonetim'i ozluyorlardi. Bunun
icin de Birinci dunya savasina istek ile katilmislardi.
Amaclari, kendi ordularini kurabilmek icin subay ve bireylerini
yetistirmek, deneylenmelerini saglamakti.
Osmanli icindeki durum da, dusunce ve bekleyis olarak, Almanya ve
Irlanda'dan cok ayricalikli degildi. Cogulcu yonetim'e gecis
istegi Yeniden Duzenlemeden beri Osmanli toplumlari icinde
filizlenmisti. Birinci dunya savasi sonrasi, Almanya ve Irlanda
gibi, Osmanli toplumu da savas'i kazanmis ordularca yonetim
altina alindi. Bu da, o gun'e dek degisik kume ve kanatlara
ayrilmis olan Osmanli dusunce isverenlerinin kesin secim
yapmalarina yardimci oldu. Dusunce isverenleri, birseyler
yapilmasinda dusunce birliginde idiler. Ancak, ne tur dusunce
kokeni temel olarak kullanilacak, hangi cozum yoluna girilecek
idi? Ileri surulen cozumler, uc ana baslik altinda toplaniyordu:
1) Bolseviklik yolu ile bagimsizliga kavusmak; 2) Amerikan
Mandasi altina girmek; 3) Bagimsiz yeni bir Turk tug'u baglamak.
Her uc onerinin yandaslari, var gucleri ile amaclarina ulasmak
icin calismaya basladilar. Moskova'daki Bolsevikler, Rusya
icinde Bolsevikligi yerlestirmek icin ic savas'a girmis
olmalarina karsilik, yeni kurulacak olan Turk toplumunun da
Bolsevik olmasini istediklerinden, gerekli gordukleri her turlu
yordam'a basvuruyorlardi.
Bagimsiz yeni Turk tug'u baglamak isteyenler, ilk adimda, Osmanli
ordusunun basarili subaylari idi. Kazim Karabekir, Mustafa
Kemal, Ali Fuat ve sonradan onlara katilanlar, Ismet Inonu, Fevzi
Cakmak, ve digerleri, birbirlerinin ne yaptiklarini yakindan
biliyorlardi. Kisa surede bu bilgilesme, isbirligine dondu.
Kimse onlara yazili yonledirme vermemisti.
En gucsuz durumda olanlar, Amerikan Mandasi yandaslari idi.
Cunku, Amerika kendisine 1919-1920 Paris baris toplantisinda
onerilen bu manda'yi alip-almamak konusunda bir adim atip-
atmamayi kendi icinde tartismakta idi. Bu tartisma'nin altinda
iki ic dusunce onde geliyordu: 1) ABD nin ilk baskani George
Washington, Avrupadaki "yandasliklar" duzenlerini gozonunde
tutarak Amerika'nin herhangi bir yandaslik anlasmasina girmesine
karsi oldugunu soylemis idi. ABD senatosu da bu sav'in etkisi
ile "yandassizlik" akimi icinde olan Amerikan toplumunun
isteklerini kolaylikla goz ardi etmek istemiyordu. 2) Osmanli
toplumu icinden ABD'ye goc etmis Turk olmayan kisilerin
kurduklari etki dernekleri, ABD dis iliskileri yetkilileri
uzerine baski yapmakta idiler. Bu etki dernekleri, Osmanli
topraklari uzerinde---ozellikle on Asya uzerinde Turklerin
disindaki toplumlarin tug baglamasini istiyorlardi.
Birinci dunya savasi sonrasi girisilen Sevr anlasmasi da daha
yururlukte idi. Bu anlasmaya gore, on asya bile parcalanacak,
icinde Turkler disinda degisik toplumlara evlekler verilecek idi.
ABD de kurulmus olan etki dernekleri, Sevr anlasmasinin yururluge
girebilmesi icin yordam veriyorladi. Ama, bu ugraslarin tum'u,
ABD toplumunun yandasliklara girmeden kendi icine cekilme istegi
karsisinda atilim'a gecmeme dusuncesine toslamakta idi.
Bagimsiz yeni Turk tug'u baglamak isteyenler, kendi aralarindaki
duzenlemeye gene dusuncesel yonlerden giristiler. Yeni toplum,
Turk olacak idi. Ama, once Turklugun kapsam ve kavraminin
niteliklerinin tartisilmasi gerekiyordu. Cunku, yeni Turk
tug'unun halifeli mi, halifesiz mi olmasi gerektigi, padisahli
mi, padisahsiz mi yonetilecegi uzerinde bile dusunce birligine
varilamamisti. Bu ayrintilarin tartismasini bile onlerindeki
gucluklere bakarak ister-istemez erteleyen onderler, once
Avrupali toplumlarin eline gecmis Turk topraklari kurtarmayi
uygun buldular.
Bagimsiz yeni Turk tug'u baglamak isteyenler arasinda, yukaridaki
turlerde degisik yonlerde dusunenler bulundugunu cok iyi kavrayan
Avrupa toplumlarinin subaylari, bu ayricaliklari kizistirmak icin
onlemlere giristiler. Anzavur ve Cerkes Ethem birlikleri
onceleri Ankara'nin ongordugu yonlendirmelerle kucuk carpismalara
girdiler. Ilk basarilari sonucu, Anzavur ve Cerkes Ethem
birlikleri Istanbul'u ele gecirmis olan Avrupa toplumlari
subaylarinin gundemine geldiler. On Asya Turk toplumlari
icindeki ayricaliklari koruklemek icin Istanbul'u ele gecirmis
olan Avrupali toplum subaylari Cerkes Ethem ve Anzavur
birliklerini degisik yontemlerle donatarak TBMM'ye karsi
kullanmaya giristiler. TBMM'ye bagli duzenli birlikler oldukca
ugrasli girisimler sonucu bu iki cete'yi ortadan kaldirmayi
basardi.
Bagimsiz yeni Turk tug'u baglamak isteyenler'in basagrilari
burada da bitmiyordu. Ittihat ve Terakki orgut'u gene yonetimi
ele almayi istiyordu. Birinci dunya savasi oncesi yonetimi elde
tutan ve Osmanli'yi savas'a sokan uclu (Talat, Enver, Cemal),
uzaktaki ulkelerin baskentlerinden Ittihat ve Terakki'yi
yonlendirme cabalarina girismislerdi. Bunun icin, bir de Karakol
Cemiyeti adli gizli orgut kurulmus ve calismalarina baslamisti.
Ittihat ve Terakki, daha once Teskilat-i Mahsusa adi ile gizli
bir orgut kurmus, bu orgut eli ile Enver'in Orta Asya'da
gerceklestirmek istedigi Pan-Turkist atilimlari da yuklenmis idi.
Bu orgutun uyeleri korkusuz ulkucu subaylar idi. Ama
Yonlendiricileri ve yoneticileri, disaridan gelmekte olan dusunce
akimlarinin etkisi altinda idiler. Bu Orta Asya atilimlari da
Alman Dogubilimleri uzmanlarinca Enver'e (Enver'in bile tam
bilgisi olmadan, Enver'e evlerini acan profesorlerce) sununulmus
idi.
Deneyli bireylerden olusan Teskilat-i Mahsusa, Birinci dunya
savasi sonrasi, onderlerinin kisisel dusunceleri geregince
Karakol Cemiyetine donusturulmustu. Bagimsiz yeni Turk tug'u
baglamak isteyen Ankaradaki TBMM ise, gizli orgutlemeye dayanmak
yerine, tam olarak temelden Turk toplumuna dayali, Mudafaa-i
Hukuk Cemiyetleri cercevesinde dunyaya acik bir kurtulus savasi
vermek dileginde idi. Bunun icin, ozellikle Enver ve diger
Ittihatcilarin bu Kurtulus Savasi'na gizli olarak katilmasini
istemiyorlardi. Ancak, Istanbuldaki gelismelerden de dogrudan
bilgi almak ve olaylari TBMM yonunde etkilemek icin de bir gizli
orgut'e gerek oldugunu biliyorlardi. Bu dogruda, Karakol
Cemiyetinin Ankaradaki Genelkurmaya dogrdudan bagli M.M. gurubuna
baglanmasi ongoruldu. Bu M.M. (ve A.P.), cok degerli ve guc
gorevlerin altindan basari ile kalktilar.
On Asya'ya giren Avrupa toplumu birlikleri ile acik savaslara
girmeden once, TBMM onderleri oncelikle iki girisimde bulundular:
1) Bu kurtulus savasinin yasal duzenlenmesi icin Anadolu ve
Rumeli Mudafaa-i Hukuk cemiyetleri kurdular. Bu derneklerin bir
bolumu daha once ev ve cevrelerini baskidan korumak icin yerel
kisilerce olusturulmus idi. TBMM, bunlari buyuk ve yurt capinda
bir toplum akimi duzenine getirdi. 2) Yunan ordu birlikleri,
Ingilterenin destegi ile 1919 15 Mayis gunu Izmir'e ciktilar.
Buyuk Dusunce (megali idea) geregi, Isa'dan onceki eski Yunan
toplumunu kurmak amacinda idiler. Bu dusunce de Yunanlilarin
gundemine Ingiliz bilim adamlarinin yaptigi arastirmalar sonucu
getirilmisti. Izmir ve Aydin cevresindeki Turk toplumlari
kendilerini korumak icin catismalar baslattilar. Bunlarin
arasinda Odemis ve Aydin efeleri vardi. TBMM, bu koruyuculara
danisman subaylar da yolladi, aralarinda bilgilesmelerini ve
birlik olmalarini sagladi.
Dogu'da Kazim Karabekir Misak-i Milli sinirlarini saglam olarak,
Moskova ile de, ornegin Gumru ve Kars anlasmalari gibi
antlasmalarla da, cizdikten sonra butun Turk gucleri bati'ya, on
Asya'ya girmis olan Yunan ordusuna karsi yonetildi. Sakarya
savasindan sonra 26 Agustos'a gelindi.
Prusya Alman Savas okulu komutanligi yapmis olan Clausewitz'in
gozlemini de burada anmakta yarar olacaktir: "savas, konusma ile
elde edilemeyen sonuclara ulasmak icin yapilir; Konusmalarin bir
uzantisidir."
Kisiler olur, dusunceler ve saplantilar ise olumsuzdur. Kisileri
olaylara ve girisimlere baslatmaya iten de dusuncelerdir. Bir
dusuncenin her gun dillerde dolasmamasi, o dusuncenin unutuldugu
anlamina gelmez. Cok uzun sure sessiz kalmis dusuncelerin birden
filizlenip cicek actigi, kisileri atilima gecirdigi cok
gorulmustur. Ornegin: cogulcu yonetim dusuncesi; irkcilik; alis-
veris yonetimi bunlarin en onemlileri arasindadir. Bu
dusunceler'in dogurdugu atilimlar, ilk basta basarisiz olmus
olabilir. Buna karsilik, dunya olaylarinin gidis'ini iyi ya da
kotu olarak temelden etkileyebilirler. Amac bu iyi-kotu
ayirimini bastan yapabilmektir; araliksiz surdurebilmektir.
Kutluk Veren Bilgi de, kotu sonuclara varacak dusunceleri onceden
kestirebilmek, onlerini alabilmek ugrasidir. Kutluk Veren Bilgi
edinilmez, kullanilmaz ise, toplum ve toplumlar dusuncesizligin
ve yandasi olan ongorussuzlugun acisini cekeceklerdir.
Gunumuzdeki Turk-Avrupa ve Turk-dunya iliskileri belirli yerlerde
Roma toplumunu (Tek Kisilik Yonetim ya da Kurumlastirilmis Inanc
Duzeni ayirimlari yapmadan, bu tartismalari bir yerde
erteleyerek) yeniden diriltmek isteyenlerin dusuncelerinden de
etkilenmektedir. Bu dusunceler hic bir surec icinde etkilerini
yitirmemislerdir. Ara-sira uzun sureli uykuya yatmis olmalarina
karsilik, ortam uygun oldukca ayaklanmislardir. Bunun gibi, Tek
Kisilik Yonetim ve Yasalari Kurumlastirilmis Inanclar da olasilik
bulduca geri gelme cabalarini surduruyorlar. Butun bunlar,
Kutluk Veren Bilgi'ye verilmesi gerekli onemi bir kez daha
vurgular.
Burada sunuldugu gibi, TBMM'yi kuran ve Kurtulus Savasini basari
ile yurutup Yeni Turk Tug'unun baglanmasina onderlik edenler de,
sicak savastan once "ince eleyip-sik dokuyarak" dusunceler
savasina girmislerdi. Kendilerine disaridan onerilen somurge,
manda, Bolsevizm, vb gibi dusunceler yerine, Turk toplumuna
dayali, Turk dusunce ve gelenekleri uyarinca yeni bir akim
gelistirdiler. 26 Agustos 1922'ye giden en onemli adim, belki de
bu Turk dusunceleridir; bu dusuncelerin basarisidir. Kutluk
Veren Bilgi, dusunce isverenleri tekelinde degildir. Toplumunun
uluslararasi yasam yarisinda ayakta kalmasini isteyen her kisinin
gorevidir.
KAYNAKLAR:
Bu yazi icin kullanilan birkacyuz'u bulan kaynak kitap ve
bildirileri, cok yer tutacaklari icin buraya almiyorum. Bu
kaynaklar, asagidaki iki kitapta bulunabilir:
Turk Tarihi, Toplumlarin Mayasi, Uygarlik (Izmir: Mazhar Zorlu
Holding, 1997)
Essays on Central Asia (Lawrence, KS: Carrie, 1999)
Adi gecen kitaplar, dunya bilgisayar aglarindan tarayicilar yolu
ile de bulunup karsiliksiz okunabilmektedir.