Yayin tarihi: 3 Mart 2001

Ustatlarin Kaleminden

Toplum olarak varılmak istenen sonuç nedir?

H. B. Paksoy

Bu soruya ayrıntılı karşılık verilmeden yola çıkmak, nereye gidileceğini bilmemeye eşittir. Nereye gidileceğini bilmemek, en kısa yoldan "yok" olmaktır. Çıkılması öngörülen yolculuğun birinci aşamada öncelikle düşüncesel açıdan olması, sorunun daha da büyük önem kazanmasına neden olur. Çünkü, düşüncesel yolculuk sonsuz olduğu gibi, sonuçları da sürekli ve ileriye açık olacaktır. Türk Atasözü:

At ölür, meydan kalır;
Yiğit ölür, anısı kalır.

Günümüzde kişinin yiğitliğini evrene duyuracak belge alması, olumlu, yaşayıcı ve kalıcı düşünceleri geliştirmesine doğrudan bağlıdır. Bu tür başarılı kalıcılığa ulaşan bireyleri yetiştiremeyen ve onların başını çektikleri atılımları gerçekleştiremeyen toplulukların adlarını ileride anacak kişiler bile kalamayacaktır.

Konu "varılmak istenen sonuç nedir?" Eğer soruya uygulanan düşünce düzeninin sağlıklı olduğu öngörülecek ise, bu sorunun tek ve kesin bir karşılığı vardır: "Toplumun ve toplumu oluşturan bireylerin yaşamlarını sağlıklı, güdümsüz, varlıklı ve mutluluk içinde sürdürmeleridir." Sağlık, güdümsüzlük ve mutluluğun tanımları nelerdir? "Sağlık"ı, yalnızca "hastalıksız" olarak düşünmek yetersizdir. Eğer toplum ve bireyleri, "Maya"larını sağlıklı olarak gelecek kuşaklara aktaramayacak bir duruma düşmüş, ya da düşürülmüş iseler, "sağlıklı" olamazlar. Bu "Maya" nedir? Ne gibi niteliklerden oluşur? Bu soruların en temel karşılığı: "toplumun sağlıklı gelişmesini sürdürecek ana değerler" olacaktır. Toplum, bu ana değerlerin ne olacağını da ancak karşılaştırmalı ve denetlemeli bilgi yolu ile elde edecektir. Birikmiş bilgilerin toplumca açıkça tartışılması ve bu yoldan denetlenerek süzgeçten geçirilmesi bu ana değerlerin ne olacağını da ortaya çıkaracaktır. "Maya" yı oluşturan değerlerin niteliklerinin bilinmemesi de, "maya" nın arılıktan uzaklaşmaya başladığının göstergesi olabilir.

Geçmişte kayıt altına alınmış bütün olaylar, toplumların bu kısaca özetlenen sonuçlara ulaşabilmek için giriştikleri yarışmaların özetidir. Söz konusu yarışmalar, toplumların öz yaşamlarını sürdürmek için giriştikleri atılımlardır. Yaşamlarını sürdürmeyi kendilerine ilke seçmiş olan toplumlar, ellerindeki verileri en verimli oranda değerlendirmek ve kullanmakla yükümlüdürler. Dolayısı ile, bu tür değerlendirmeler yapılırken, gelecek kuşakları düşünce ardı etmeden işe koyulmak kaçınılmaz. İncelenmek üzere ele alınacak konular, bu amaçlara nasıl varılacağını saptamakla sıralanır.

Üretilen başarılı ve kalıcı düşünce ve atılımların dünya toplumları için de yararlı olması gerekir. Bir toplumca üretilen her düşüncenin, o toplum için "başarılı" olsa da, uygulamaya konulduğunda, sonuçlarının bütün dünya toplumları için olumlu olamayacağını unutmamak gerekir. Günümüzde, dünya üzerinde büyük ölçüde atılıma geçmeye başlayan pekçok toplum ve bu toplumların içinde özel kuruluşlar bulunuyor. Bu örgütlerin bir bölümünün varmak istediği sonuçlar dünyadaki diğer toplumların hiçbir bakımdan yararına değildir. Bu bakımdan "bırakın, istediklerini yapsınlar" düşüncesi, yaşamak isteğinde olan hiçbir toplum için geçerli olamaz. Bu yeni bir gelişme değildir. Dünya toplumlarının birbirleri ile, karşılıklı alışveriş ve mayasal açılardan, çok daha yakın ilişkilerde bulunmaları dolayısı ile, artık hiçbir toplumun bu yararsız gelişmelere göz yumması kolay değildir.

Günümüzde (ve geçmişte) eyleme geçen bu tür örgütler arasında saplantılı inanç kökenli olanlar olduğu gibi, "dünyanın düzenini" herhangi bir neden ile değiştirmek isteyenler de bulunur. Amaçları ne olursa olsun, bu örgütlerin çalışma alanlarının yöntemleri, bir orta oyunu gibi, açıktır. Amaçları çok küçük sayıdaki kişilerin çıkarlarını olabildiğince artırmak; buna karşı da, büyük toplumlara büyük ölçüde zarar verdirmek olduğu anlaşılan anılan örgütlerin çalışmaları yalnız eylemsel değildir. Önce düşüncesel kökenlere ve amaçlara dayandırılmışlardır. Bu düşüncelerin kökenlerini bulabilmek, oldukça büyük açılımlı bilgi dağarcığını, bu dağarcığı kullanabilecek deneyimli araştırmacıları gerektirir. Bu tür araştırmacıların yalnızca tek türde, örneğin yüksekokullar gibi, kuruluş bünyesinde çalışmaları gerekmez. Önemli olan, yeterli sayıda ve dünya düzeyindeki yetenekte Düşünce İşverenlerinin yetiştirilmesidir.

Bilerek ya da bilmeyerek, bütün düşüncesel kuruluşlar da birbirleri ile yarışma içindedirler. Bu yönden de, içinden çıktıkları toplumlarını andırırlar. Ürettikleri düşünce ve görüşleri, diğer toplumların özel kuruluşlarına yansıtmak, "kaleyi içten fethetmek icin" çaba gösterirler. Dolayısı ile, Düşünce İşverenlerinin olaylara "tepki" göstermek yerine önceden "etki" düzeninde çalışması kaçınılmaz. Olayları, güncel darboğazlara ulaşmadan önce görmek ve önünü almak gerektir.

Sonuç olarak: bütün bu işlemlerin ve yapılması gerekli işlerin dökümünü yapmak yerine, her atılım için hergün "varılmak istenen sonuç nedir" sorusunu her an göz önünde bulundurmak yeğdir. Her atılımın gül bahçesi olacağını düşünmek çocukluktur. Gönüllü kişiler karşılık beklemeden çalışır---belki. Hiç olmaz ise, gönüllüler uğraşlarının çiçeklenmesini görmek isteyeceklerdir.

Bu, çok dikenli ve çileli bir yoldur. Bu yola çıkan her düşünce işvereninin istediğine, ya da özlediğine kavuşamadan göçüp-gidebileceğini unutmamak gerekir. Bu durumda, düşünce işvereninin yapabileceklerinin başında gelen, ilerde kendi yerini alacak ve daha iyi düşünce işverenliği yapacak olanları yetiştirmek, toplumun mayasını koruyup-geliştirmek, "toplum için varılmak istenen sonuç nedir" sorusunun sürekli sorulmasını sağlamaktır.


ÜSTATLARIN KALEMiNDEN'e dön

TARiH - KÜLTÜR'e dön

Egemenlik Ulusundur logosu